Prefabrik

Prefabrik sözcüğü dilimize ingilizceden geçmiştir. “pre” demek “önce” anlamına gelmektedir. Prefabrik kelimesi dilimize ingilizce “prefabricated” kelimesinden girmiştir. Önceden imal edilmiş anlamına gelen “Prefabricated” demektir

Tanımı

Prefabrik sözcüğü dilimize ingilizceden geçmiştir. “pre” demek “önce” anlamına gelmektedir. Prefabrik kelimesi dilimize ingilizce “prefabricated” kelimesinden girmiştir. Önceden imal edilmiş anlamına gelen “Prefabricated” demektir.

Prefabrik ev diye tanımladığımız yapılar ise duvarları, kapıları, çatısı vs, bütün organları evin konuşlandırılacağı yerde değil de, fabrikada imal edilmiş yapılardır. Yani evin planı önceden çiziliyor ve üretim merkezinde bu plana uygun duvralar, pencereler, çatılar, bacalar, hatta mutfak dolapları inşaa ediliyor. Bu malzemeler evin yapılacağı yere getirilip orada montajlanıyor.

Ülkemizde prefabrik yapılar 1999 yılında Düzce'de meydana gelen deprem sonucunda daha da popüler olmuştur malesef. Depremde evi yıkılan, hasar gören vatandaşlar için geçici olarak yapılan barınma yerleri prefabrik idi. Bu şekilde tanıdık prefabrik evleri.

Prefabrik ile, evler, sosyal tesisler, okullar, şantiye yapıları, hastaneler, kamp alanları, havuzlar ve bilumum alanlarda kullanılabilecek yapılar ortaya çıkartılabilmektedir.

Çeliğin mimaride ve yapılarda kullanımı diğer yapı malzemeleriyle karşılaştırıldığında çok yenidir ve tam olarak anlaşılamadığından hep önyargılarla yanlış değerlendirilir. 1850 yıllarından sonra çelik, yapılarda kullanılabilir hale gelmiş, büyük köprüler, istasyonlar ve gökdelenler çelik olarak yapılmaya başlamıştır. Bu yapıların pek çoğu bugün hala ayaktadır. Şeffaflık, hafiflik, ve seçkinlik (elegance) bu yapıların ortak özelliğidir. Günümüzde bu özellikleri güçlülük ve sağlamlıkla bir araya getiren başka bir yapı malzemesi de bulunmamaktadır. Avrupa genelinde 1998 verilerine göre tüketilen 170 milyon ton çeliğin yüzde 38’i inşaat sektöründe kullanılmaktadır. ABD, Japonya ve Avustralya’da da yılda yaklaşık 500 bin konut soğuk bükülmüş ya da sıcak haddelenmiş çelik profillerle inşa edilmektedir. Oysa Türkiye’de inşaat sektöründeki payı yüzde 5’i geçmeyen yapısal çeliğin konut üretimindeki kullanım oranı sıfıra yakındır.

Bugün Türkiye’de yapı teknolojisi tamamen betona dayalı bir bina kültürü üzerine kuruludur. Betona geçiş, 1940’ların başında, tümüyle tasfiye edilen geleneksel yöntemlerle inşa edilen taş, ahşap, tuğla binalarla yer değiştirerek başlamıştır. Bugün Türkiye dünyada en büyük çimento üreticilerinden birisidir ki, bu durum çimentoya büyük bir nüfuz, iş gücü ve ülke genelinde bir lobi kazandırmaktadır. Türkiye’deki çelik yapımcıları ise genel olarak endüstriyel yapılar yapan fabrikatörler olup bir kaç yıl öncesine kadar çeliğin enerji santralleri gibi yalnızca endüstriyel yapılarda kullanılabileceğini düşünmekteydiler.

Teknik olarak çelik ile beton arasında bu tür bir karşılaştırma yapmak mümkün olmakla birlikte ikisi arasındaki mukayese temelde mimariye bağlıdır. Teknolojik farklılıkları bir kenara bırakılsa bile biri beton diğeri çelikle yapılan iki bina birbirinden tümüyle farklı mimari niteliklere sahip olacaktır. En gerçekçi karşılaştırma ise yapısal elemanların büyüklüğü ve geçilen açıklıkların özgürlüğüne bağlıdır. Depremle ilgili yeni yönetmelik sonrasında 10–15 katlı, temiz açıklığı ancak 6 metreye ulaşabilen binalarda bile kolon büyüklüğü 60 cm gibi boyutlara ulaşmaktadır. Türkiye’de çelik yapıların sektördeki payı epeyce düşüktür. Bu nedenle uygulamalarına sıklıkla karşılaşmamak doğaldır. Deprem sonrasında sayısız küçük ve orta büyüklükte ofis binası, hastane, okul ve son günlerde artan sayıda 2-5 katlı evin çelikle inşa edilmesine rağmen; insanlarının, pratikte uygulanmış örnekleri görerek öğrendiği ve gördükten sonra inandığı bir ülkede de çelik yapıdan kaçınmak doğaldır. Türkiye’de çelik yapı teknolojisi, özellikle imalat ve montaj alanında oldukça ileri ve rekabetçi bir bünyeye sahip. Bugün Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren firmaların yurtdışı projeler için uzmanlık ihraç edebilmesi de bunun göstergesi. Çelik yapı teknolojisi inşaat sektöründe yaygınlaştıkça firma ve uzman sayısının da artacağına hiç kuşku yok. Geleneksel bir betonarme binayı inşa etmek daha uzun sürer, binaya sürekli para harcanır zaman içinde hem paranın hem de girdi malzemelerinin maliyetleri paranın geri dönmeye başlamasına kadar sürekli artar. Buna karşılık çelikte daha hızlı bir nakit akışıyla yapı çok çabuk tamamlanır. Bu nedenle çelik yapıda yatırımın geri dönüşü çok daha hızlıdır. Çelik iskeletli bir yapı betonarme bir binadan %5 ıle %10 arasında daha ekonomiktir. Bu da çeliği ekonomik olarak rekabetçi kılmaktadır.

Öncelikle bilinmesi gereken, ekonomi hesabının tamamen projeye bağlı olduğudur. Girdileri değişik iki ayrı proje iki ayrı sonuç verecektir. Alçak yapılarda hafif profillerle ekonomik olarak çelik yapmak mümkündür. Çok katlı yapılarda ise bina mimarisi, açıklık, kat yüksekliği, döşeme kalınlığı, döşeme yükleri, deprem katsayıları hep bu ekonomikliği etkiler. Dolayısıyla bu konuda önemle vurgulanması gereken nokta, temelde mimari tasarım ve proje öngörülerine göre farklılık gösteren ekonomik kriterlerin kendi başına soyut bir kavram olarak ele alınamayacağı ve mimari açıdan eşitlerin karşılaştırmasında çeliğin daha ekonomik olacağıdır. Çelik, taşıyabildiği yüklere oranla en hafif yapı malzemesidir. Aslında çelik betonarme, ahşap sınıflaması yerine hafif ve ağır yapı türleri diye ayırırsak çelik bir anlamda ahşap yapı kültürünün çok katlı yapılarda bir devamı olarak hafif yapı türüne girer. Çelik iskeletli yapı bugün içinde oturduğumuz yapıların yarı ağırlığındadır. Bu da depremsellik açısından yaşamsal değerde bir özelliktir.

Çelik, üzerine aşırı yük gelirse eğilir, bükülür, fakat kırılmaz. Bu nedenle beton ve taş gibi ağır ve gevrek, kırılgan yapı malzemelerinden farklıdır. Betonarme yapılarda da esneklik ve sünekliği “betonarme demiri” denilen şekliyle kullanılan çelik vermektedir. Çok daha fazla betonarme çeliği kullanarak ve özel donatı yöntemleriyle betonarme yapıları çelik iskelete yakın esnek, sünek ve tekrarlı yüklere dayanıklı yapmak olanağı vardır. Ancak maliyetler betonun pek övünülen ucuzluğunda olmadığı gibi mimari çözüm, tasarım ve olanakları açısından yukarıda da ağırlık sorunu yerli yerinde durmaktadır. Çelik veya çelik/beton bileşik taşıyıcılı binaların yapım hızı çok yüksektir. Aynı kapalı alana sahip bir betonarme binaya göre çelik taşıyıcılı bir binanın yapım süresini yarıya, üçte birine indirmek mümkündür. Binanın taşıyıcı sisteminde onarım gerekiyorsa, taşıyıcıların açıkta ve erişebilir olması çelik iskeletin işlenebilirliğini kolaylaştırır. Şekil değiştirmiş parçalar doğrultulabilir veya yenileriyle değiştirilebilir. Tüm bunlardan sonra yapı tamir görmüş bir yapı olmaz, taşıyıcı sistem eski sağlamlığına ulaşır. Araba kaza yaptığında da çelik bölümleri için yapılan da budur.

Deprem davranışı açısından çeliğin üstünlükleri nedir ?
Deprem fotoğraflarından hatırlarsınız, yıkılan binalarda zayıf olan kolonlar kırılmış, sağlam kalan kat döşemeleri birbirinin üzerine iskambil kağıdı gibi düşmüş ve insanlar arasında ezilmişti. Bu çok can yakan bir tabloydu. Aslında deprem güvenli bir binanın davranışı bunun tam tersi olmalıdır. Binanın ana taşıyıcı yapısı hasar alsa bile depremden sonra binayı bir şekilde ayakta tutmaya devam etmelidir. Bunun gerçekleşebilmesi için kolonların mümkün olan en az hasarı alması gerekir.

Yani düşey taşıyıcılar güçlü, yatay taşıyıcılar zayıf olmalıdır. Taşıyıcı yapıda hasarın az olabilmesi içinde yapı hafif olmalıdır. Depremin yaratacağı ivmeyi kontrol edemeyiz ancak binanın kütlesini hafif malzemeler kullanarak yarı yarıya azaltabiliriz. Deprem sonrası tüm teknik raporların işaret ettiği bu ortak noktaya ulaşabilmek için, temelden çatıya, duvardan tavana, tüm yapılarımızın hafifletilmesi gerekir. Hafifleterek deprem yükü azaltılan taşıyıcı yapının ayakta kalabilmesi için yapıyı oluşturan malzemelerin de bu yükleri esneyerek, eğilip bükülerek ama kırılmadan yani sünerek karşılayan, enerjiyi yutabilen davranışları olmalıdır. Oysa bugün ,içinde yaşadığımız ve çalıştığımız hemen hiçbir yapı bu karakterde değildir. 5 bin kişinrin öldüğü Kobe (1995 / 7.2 R), 20 bin insanın hayatına mal olan İzmit (1999 / 7.4) ve 2 bin kişinin kaybedildiği Tayvan (1999 / 7.6) depremlerinde ölüme neden olan çelik ya da çelik-beton kompozit bir binanın bulunmaması pek tesadüf sayılmasa gerek.

Çelik ve betonunun birlikte kullanımı ?
Çeliğin öne çıkartılması gereken üstünlüklerine değindikten sonra şimdi; “çelik ve betonu bir arada nasıl kullanabiliriz?” gibi teknik olarak çok daha doğru sorular sorulabilir.

Gerçekte Türkiye’deki “kule” projelerinin hemen hepsinde, servisler ve yangın merdivenleri için büyük bir çekirdek bölümü yer almaktadır. Çekirdek yapılmasına izin verecek boyutlardaki binalarda, bizler çekirdeğin betonarme yapılmasını öneriyoruz. Böylece stabilite elemanlarının sayısının azaltılırken, yapının sismik davranışını da ayarlamak ve çelik tüketimini azaltılmak olanağı elde edilmektedir. Ayrıca yapının toplam ağırlığı hala salt betonarmeden hala %40-%50 düşüktür. Tabii bu sistemin tümüyle mimariye bağlı olduğu açıktır ve özellikle narinlik katsayısı yüksek binalarla ve küçük çekirdeklerde uygulanması zordur.

Gösterim Sayısı : 1204

Bizden teklif almak ister misiniz?

TEKLİF İSTE